ünlü tasarımcılar artık sokaklardan ilham alıyor. Paris, New York, ıstanbul gibi şehirlerin sokakları aksesuar ve mobilya olarak evlerimizdeki yerini alıyor. Sofralardan duvarlara kadar evin her bölümü artık sokaklarımızı yansıtıyor... Sokaklar, bir kültürü en iyi yansıtan yerlerdir. ıstanbul'un denize çıkan kaotik sokakları, New York'un güneş görmeyen hızlı sokakları ve Prag'ın buğulu tarihi sokakları arasındaki fark da buradan gelir. ışte bu yüzden de, tasarımcılar en çok sokaktan ilham alırlar. çünkü tasarım ancak sokaklara inince 'gerçek' olur ve 'yaşanabilmeye' başlar. ışte bundan yola çıkarak, günümüzde pek çok tasarımcı 'sokak' temasını ürünlerinde kullanıyor. New York'ta yaşayan ünlü Rus tasarımcı Constantin Boym, sokaklara farklı yaklaşanlardan. Avrupa başkentlerinin sokaklarının tanıdık imajlarındansa New York eyaletinin tanınmayan 'upstate' yani kuzey kısmındaki sokakları tasarımlarına taşıyor. Dijital kamerayla çektiği 'sıradan' fotoğrafları seramik tabaklarda kullanıyor. Fotoğraflarda sokaklardaki yamuk elektrik direklerinden eskimiş arabalara kadar her şey bu dekoratif tabaklarda 'değerleniyor.' Sokaklardaki grafittiler de tasarımcılara ilham olmuş. Stepken Sprouse'un Knoll için tasarladığı 'Grafitti Camo' kumaşlarda sokak yazıları dikkat çekiyor. Sokak tabelaları da tasarımcıların ilham kaynaklarından. Boris Bally'nin eski sokak ve trafik işaretlerinden tasarladığı tabak ve tepsiler, sokağı resmen evin içine taşıyor. Trendi yakalamak için tek yapmanız gereken, sokağa çıkmak ve evinize nasıl uygulayabileceğinizi düşünmek. Eski tabelalardan sokak posterlerine kadar tüm sokak 'süsleri' evinizde yer almayı bekliyor. 'Daha da cesurum' diyenler, bir duvarlarına grafitti yaptırmayı bile deneyebilirler...
Sevgili sandalye...
Hollanda tasarımının parlayan yıldızlarından Maarten Baas, son olarak yaktığı tasarım klasikleriyle tüm tasarım dünyasının ilgisini çekmişti. Sıradışı stilini farklı projelerde sürdüren genç tasarımcı, son olarak 'Hey Chair' serisiyle yine adından sozettiriyor. Baas'ın ürünlerindeki fikirler duru, sonuçlar ise daima şaşırtıcı. Tasarımcıya göre mükemmellik düşünülenin aksine simetri ve yalınlıktan geçmiyor. 'Hey Chair' serisinde de bu gözleniyor, Maarten Baas sandalyesine diyor ki: 'sevgili sandalye, kütüphane ol...' Sandalye de evdeki her turlu objeyle birleşiyor, ve kütüphane oluyor. Objelerin arasında yok yok, Phillip Starck'in en tanınmış tasarımlarından Juicı Salif limon sıkacağından askılığa, trompetten gazeteliğe kadar herşey var. Baas objeleri birbirine yapıştırıyor ve siyah, gri veya beyaz gibi renklere boyayarak bir depolama ünitesi haline getiriyor. Maarten Baas'in ilgi çekici bir başka projesi de mobilya fabrikalarının MDF atıklarından ürettiği 'Treasure Furniture' yani 'Hazine Mobilya.' Tasarımcı bu seride de kullanılmayan çeşitli mobilya parçalarını birleştirerek sandalye ve koltuk haline getirmiş. Kısacası Maarten Baas'in dünyasında her şeyin yeni bir hayatı olabiliyor.