Aşk ve sevgi nedir? Veya ne değildir? Gelin şunu iyi bir analiz edelim; sonra
da kendi evliliğimize veya nişanlılığımıza objektif gözle bir bakalım.
Seviyorum, aşığım, evliyim!
Evvela, sevgi nedir sizce? Sevgi dokunmaktır, saygı duymak, kıyamamaktır, ona
söz söyletmemek, korumaktır, her şeyde ilk önce onu gözetmektir, burnunun direği
sızlayarak hatırlamaktır.
Aşk niye bitsin?
Peki aşk nedir? İçi yanmaktır, ah çekmektir, ağlamaktır, kahrolmaktır yani sevginin
ateşlisi, delisi, çılgınıdır. Onsuz olamamaktır. Bunların hangisi evlilikte görülür
dersiniz? Siz her gün çikolata, bal yeseniz bir süre sonra bu sizin için bir önem
arz eder mi? Veya ah bir olsa da yesem der misiniz? Hep, "evlilikte ilk zamanlar
aşk vardır, sonra bu biter, sevgi veya nefret gelir" derler. Ama aşk niye bitsin?
Onu, güneşe gerektiği kadar gösterir, suyunu tam kararında verirsek, böceklerden,
sineklerden, rüzgardan, hastalıktan korursak bu şahane bitki, pırıl pırıl, solmadan,
çiçek açarak devam eder. Kristal bir kase düşünün, onu bir kere düşürürsek, çizersek
veya çatlatırsak eskisi kadar kıymeti kalır mı? Ya hele kırmışsak ve sonradan
yapıştırsak dahi, eski şahane kaseden eser kalır mı? Onun için kırmamaya, düşürmemeye,
çizmemeye, çatlatmamaya çalışmalıyız. Evlilikte sevgi ve aşkın devamı bizim elimizdedir.
Bir şey ne kadar değerli ise, onu o kadar ayırmalı, özenmeli, çok dikkatle kullanmalıyız.
Çocuklarımız bizim için çok değerlidir. Onları çok severiz, üzerlerine titreriz.
Onlar evliliğimizin meyveleri, çiçekleridir. Eşimiz ve çocuklarımız bir bütündür.
Çok sevdiğimiz çocuklarımızı iyi yetiştirmek istiyorsak evliliğimizin, eşimizin
kıymetini bilmemiz gerekir.
Birbirini sevmeyen karı-koca, çok sevdikleri çocuklarının hayatını törpülerler.
İnsan çok sevdiği bir şeyi böylesine mahvedebilir mi? İlla öpmek, kucaklamak,
"aşkım, tatlım, sevgilim" diyerek çağırmak, onu çok sevdiğimizi göstermez. Bunu
eğer hislerimizle, hareketlerimizle, vericiliğimizle, düşüncelerimizle birlikte
gösteremiyorsak, davranış ve hareketlerimiz bizi yalanlıyorsa, hadiselere verdiğimiz
tepkilerimiz yapıcı değil de yıpratıcı ise, eee şimdi biz eşimizi seviyor muyuz?
Ağzımıza gelen her lafı pervasızca sarf edip, onu küçük düşürüp, avaz avaz bağırıp,
hakaret edip, sonra da "ah aşkım af edersin" veya gece yatakta hiçbir şey yokmuş
gibi yakınlaşmaya çalışmak... Şimdi biz çok mu seviyoruz, çok mu aşığız? Bazen
de kıskançlığı sevgi ile karıştırırız. "Çok kıskanç çünkü beni seviyor." hayır!
Kıskançlık bir hastalıktır. Kendine güvenmemektir, karşısındakine hakarettir,
aşağılılık duygusudur. Tabii sevdiğimiz insanı paylaşmak istemeyiz, bu bazen annesi,
bazen arkadaşları, hatta çok sevdiği köpeği olabilir. Ama aynı zamanda, eğer cidden
seviyorsak ve karşı taraftakiler de sevdiğimizin sevdikleri ise, tabii ki verici
olur, kendimizden fedakarlık eder onu paylaşırız. Sevdiğimiz kişi başkalarına
ilgi duyarsa onu da hoş görürüz; ama karşı cins ise, temkinli yaklaşırız. Hemen
kızıp tavır almamızı gerektirecek bir şey var mı, bunu ararız. Yahut da bu konudaki
hassasiyetimizi sevdiğimizle paylaşır, rahatsızlığımızı öyle ya da böyle dile
getiririz. Sevgi budur; her şeyin altında bir şey aramak yerine, iletişimi kesmemek,
karşı tarafı kırmadan, sakıncalarımızın anlaşılmasını sağlamak gerektir. Kısaca,
burada iletişim ve paylaşmak, kırmadan anlaşılmak, sevgi göstermektir. Yoksa yakıp,
yıkıp, kırıp dökmek, kıskançlık histerilerine girmek ne sevgidir ne de aşk.
Evlilikte sevgi, eşiyle flört ederek, küçük, ufak, tatlı heyecanlar yaşayarak
gelişir; el ele tutuşarak, göz göze bakışarak, kaçamak öpücüklerle beslenir. Kimsenin
anlamayacağı müşterek şakalarla, adeta vücutlarının her yanından aşk fışkırır.
Seven çiftlerin birbirlerine, nasıl her fırsatta yaklaştığını görmek çok hoştur.
Her yaşın sevgi gösterileri farklıdır. Karşıdan karşıya geçerken bile, kendilerini
değil de birbirlerini kollarlar. Dışarı çıkarken, aman eşim üşümesin diye yakasını
kaldırır, kaşkolunu bağlarlar; sofrada bir şey eksikse diğerine zahmet vermemek
için kendileri kalkarlar, yemekte bir şey ister mi diye tabaklarını kollarlar,
kalabalıkta kollarıyla sarılır korur, gece üşümesin diye üzerini örter, eşi yorulmasın
diye yardım ederler.
Sevgi emek ister
Seven eşler bir birlerine destek olur, köstek olmazlar. Fedakarlık, evlilikte
sevgi varsa daima vardır. Çalınan her müzikte, dinlenen her şiirde, mehtapta,
sevgililer yani karıkoca, yani genç, yani yaşlı, daima birbirlerini arar veya
hatırlarlar. Tartışmalarda bile seven çiftler sözlerini dikkatle seçer, karşı
tarafı incitmemeye çalışır. Seven çiftler küs kalamaz, dargınlıları uzatamaz,
hemen de af ederler. Alttan almak, özür dilemek, gönül almak iyidir ama, şahsiyetini
ezdirmeden, taviz vermeden olmalı, sadece "huzur satın alınmalıdır".