Küçüklüğünden beri tasarıma meraklı olan Alp Nuhoğlu (43), Mimar Sinan Üniversitesi
Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun. ıdealleri ve fikirleriyle örtüşen
B&T Design için sekiz yıldır sandalye, oturma grubu ve sehpa gibi ürünler
tasarlıyor.
Nuhoğlu, artık insanların evlerini birilerine göstermek uğruna para harcamadığını,
mekanları kendi konforlarını düşünerek döşediklerini söylüyor. Bu yüzden çalışmalarının
kolay algılanabilir ve kullanıcılara yakın olmasına özen gösteriyor. Kullanıcıların
kabul ettiği ürünlerini bazı tasarımcıların beğenmediğini söylüyor ama bundan
şikayetçi değil. Alp Nuhoğlu’yla tasarıma bakış açısını konuştuk.
Sadece B&T Design ile çalışıyorsunuz. Marka mı size, siz mi markaya yön verdiniz?
-ısmimi ilk kez B&T Design ile duyurdum. 10 tasarımımdan sekizinin markaya
güç verecek, hedeflerine ulaşmasını ve ayakta durmasını sağlayacak, satılabilecek
gereken ürünler olmasına dikkat ettim. Zaten bu tür firmalar olmazsa endüstriyel
ürün tasarımcısı da olmaz. Sadece isimleri marka olmuş tasarımcılar olarak ortada
dolaşırız. Bu da kimseye yarar sağlamaz. Ben tasarımın işçisiyim. Her zaman kendim
marka olmaktan kaçtım.
Neden adınızla marka olmaktan kaçındınız?
-Marka olursam sınırlanacağımı hissediyorum. Çok uzun zaman kendimi sakladım.
Çünkü gözler üzerinizde olduğu zaman işlerinizin de rengi değişiyor ve daha dikkatli
hale geliyorsunuz. Ben işin her alanında emekçi ve işçi olmak istiyorum. Amacım
üretici ve kullanıcı arasındaki fayda ilişkisini kurmak. Bizim ülkemizdeki endüstriyi
bir yerlere taşımamız gerekiyor. Bunu yaparken ismimizi ve egolarımızı biraz daha
bastırsak önümüz açılabilir.
Fakat istemeseniz de markasınız?
-Başarılı tasarımcı kriterini koyanların gözünde ben istedikleri gibi bir tasarımcı
değilim. Ama verimli ve üretkenim. Başarım bir ürün değil bir firmanın izlediği
süreçteki yükselişi.
Tasarım tarzınızı anlatır mısınız?
-Artık insanlar evlerini birilerine göstermek uğruna para harcamıyor. Kendi konforlarını
kendi rahatlarını düşünerek evlerini döşüyor. Bu gündelik yaşamın getirdiği bir
zorunluluk. Ben de daha genel, insanların kendilerini yakın hissedip sevecekleri
ürünler tasarlıyorum. Kolay algılanabilir objeler üzerinde duruyorum. Belli bir
trendin peşinden gitmiyor, belli bir grup için ürün yapmıyorum. Formlarla ve malzemeyle
oynuyorum. Tasarımın kullanan kişinin statüsünü sorgulatmamasını istiyorum. Müşterinin
tasarım objesine yabancı kalmaması için çalışıyorum. Bu da benim tasarımcı olarak
bir grup tarafından beğenilmememe yol açıyor.
O grup kim? Sizi neden beğenmiyorlar?
-Her sektörün kriterleri koyan belirleyicileri vardır. Bunlara seçkinci grup
da diyebiliriz. Bence hepsi çok iyi tasarımcılar. Çalışmalarını da beğeniyorum
fakat benim yolum ayrı. Bir firmaya karşı sorumluluğum var. Ben tasarımcılar arasında
kabul gören bir tasarımcı olmak istemiyorum. Yoksa kendi tarzımı kaybedip firmama
yardımcı olamam diye düşünüyorum. Beğenmeyen işlerimi beğenmesin. Hitap ettiğim
kesim tasarımlarımı beğendikçe yoluma devam edeceğim.
Sehpa insanın evini farklı kılan bir ürün
Hangi malzemeleri kullanmayı seviyorsunuz? Tasarımlarda yükselen bir malzeme
var mı?
-ıstediğim formlara ulaşabilmek için uzun süredir yurtdışında yapılan malzemeleri
araştırıyorum. ınsanı şaşırtan ve sıradan olmayanlar üzerinde çalışıyorum. Bunlar
plastiğin türevleri. Bütün malzemelerin doğru kullanıldığı zaman trend olabileceğini
düşünüyorum. Ahşap her zaman varolacak bir malzeme. Çoğunlukla dokusu ve renkleri
hoşuma giden yünlü kumaşları kullanıyorum. Metali sık sık tercih ediyorum. Döşeme
işlerini de çok yapıyoruz. Mobilyalarımda modül özelliği de göze çarpıyor.
Ürünlerinizde fonksiyonelliği mi görselliği mi ön planda tutuyorsunuz?
-Fonksiyonellik mutlaka oluyor. Ama sadece bu yolla ürün satmayı düşünmüyorum.
Mesela katlanınca başka şekillere giren bir sehpa beni çok ilgilendirmiyor. Pazarın
ve firmanın ihtiyacını karşılıyorum.
Sizin için tasarlaması en zor olan obje ne?
-En zor iş sandalye tasarlamak. Dünyada da bu böyle. Çünkü fiziki zorlanmalara
çok açık bir ürün. En basit sandalye tasarımı bile mühendislik bilgisi, konfor
ve görsellik gerektirir. Bu üç kriteri bir üründe birleştirmek çok zordur. ıyi
sandalye yapan her üründe başarılı olur. Ben de işe sandalye tasarımıyla başladım.
Bundan sonra da iyi sandalyeler yapmak istiyorum.
Ev dekorasyonunda en önemli ürün sizce nedir?
-Sehpa evin merkezinde konumlanan bir ürün. Özel olmasının ve kendini göstermesinin
hiçbir sakıncası yok. Sehpanın etrafındaki objeler de ona kolay uyum sağlayıp
çok bağırmamalı.
Türk tasarımı sosyal içerikli köy filmlerine benziyor
Yılda kaç ürün tasarlıyorsunuz? Çok üreten daha iyi tasarımcı mıdır?
-20’nin üzerinde. Endüstri ürün tasarımcısıysanız zaten bunu yapmanız gerekiyor.
Hepsi de son derece temel, herkesin kolay kabul ettiği ürünler olduğu için genelde
tasarımdan sayılmıyor. Aslında ıtalya endüstrisini ayakta tutan ve marka yapan
bu tip çalışmalar. Hangisi tasarım hangisi değil tartışması doğru değil. Çünkü
bu ürünler fayda getiriyor.
Türk tasarımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Batıya şirin görünmek için çekilen sosyal içerikli köy filmlerine benzetiyorum.
Türk tasarımı adına bir takunya veya nargilenin yeniden yorumlanmasının kimseye
yararı yok. Her yerde Avrupalı gibi davranıyoruz. Arabalarımız, evlerimizin içi,
yaşam şekillerimiz... Kahvede modernize edilmiş nargile içen bir adam düşünebiliyor
musunuz? Bunu kim kullanır çok merak ediyorum. Yurtdışında da buna çok ilgi olduğunu
ve Türk tasarımına fayda getireceğini sanmıyorum.
Son yıllarda gençler arasında tasarıma olan ilginin artışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Tasarıma ilgi ev dergilerinin de çoğalmasıyla arttı. Yurtdışındaki ünlü tasarımcıların
heykelsi ürünleri gündeme geldi. Gençler onun arkasındaki öğeleri görmeden tasarımı
o zannetti. En tepedeki noktayı kendilerine örnek aldı. Büyük tasarımcılar gibi
tasarımlar yapabilirler fakat alttaki tuğlaları doğru dizmeden üstteki tuğlanızı
doğru koyamazsınız. Tasarım kültürü tam oluşmamış bir topluma "tasarım bu" denildiği
için, tasarımcılık da pop starlık gibi oldu.
Dört tasarımcı yeni koleksiyon için bir araya geldi
Aziz Sarıyer, Tanju Özelgin ve Arif Özden’le birlikte ocak ayında çıkacak çok
iddialı bir koleksiyon üzerinde çalışıyoruz. Her tasarımcının kendi sınırlarını
görsel olarak zorladığı ürünler olacak. Objeler Milano Fuarı’nda da sergilenecek.
Ben kolektif çalışmayı seviyorum. Bu bir süreç. Firmanın bazı sıçramalar yapması
ve yeni bir vizyon kazanması gerekiyor. Belki bundan sonra yurtdışındaki tasarımcılarla
da çalışılacak. Bunda kendi adıma bir sıkıntı görmüyorum. Sorumluluğumuz Türkiye’nin
sermayesine yön vermek. Bu yüzden tasarımcılar kendi markalarından kurtulup bir
arada çalışmalı. Bunun için iyi tasarımlar yaratabileceğimiz firmalara da ihtiyacımız
var. Fakat sayıları bir elin parmaklarını geçmiyor. Bu tasarımcıların dağınık
çalışmalarından, fikir birliği yapmamalarından da kaynaklanıyor. ıtalya’nın marka
olmasının nedeni endüstriyi besleyip, kalkındırmaları. Biz de birlikten doğacak
kuvvetle firmayı daha yukarıyı taşımak istiyoruz. Dilerim iyi bir örnek olur ve
diğer markalar da bunu uygular.
Hürriyet Cumartesi