Böyle bir eş ve evlilik hayal etmemiştiniz. Ailenizin, arkadaşlarınızın etkisinde
ya da bunalımlı bir zamanınızda karar verdiniz.
Mutsuz başlayan bir evlilik nasıl düzelir?
Ama hayal kırıklığına uğradınız. "Hiç hayal etmediğim bir insanla hayal bile
edemeyeceğim bir evlilik yaptım?" diye pişmanlık duyuyorsunuz. Başkaları evlilikle
gül bahçesine girerken; kendinizi yıkılan hayallerinizin enkazı altında kalmış
gibi hissediyorsunuz. "Keşke, keşke" deyip duruyorsunuz.
Ya da severek evlendiniz; ama evlendikten sonra hiçbir şey istediğiniz gibi olmadı.
Peki ne düşünüyorsunuz? Başlamadan bitirmeyi mi?
O kadar kolay mı bir insanın dünyasına girdikten sonra onu yüzüstü bırakıp kaçmak?
Evlilik evcilik değil ki, "ben bu oyunu beğenmedim" deyip çekip gidesiniz? Öyleyse
ne yapmalısınız?
Önce bütün gücünüzü toplayarak o enkazın altından kalkmaya çalışın. Şayet "ben
bu enkazın altından kalkamam" der umudunuzu yitirirseniz, orada öylece çürür gidersiniz.
Unutmayın bazen enkazlar altından defineler çıkar. Gül bahçeleri ise bir hazanda
solup gider. Belki enkaz kabul ettiğiniz evliliğinizin altında büyük bir mutluluk
definesi gizlidir. Beyninizi o defineyi bulmak için çalıştırın.
Eee, ne de olsa define bulmak o kadar da kolay değil. Yorulacak, acı çekecek,
üzülecek ve gözyaşı dökeceksiniz. Ama defineyi bulduktan sonra da ömür boyu mutlu
olacaksınız. Hiçbir şey kolay değil ki!
"Neden bunca zahmete katlanayım derseniz?" Hayatta hiçbir şey kolay elde edilmiyor.
Tepesinde yakıcı yaz sıcağını hissetmeyen meyve, olgunlaşmıyor. İmtihan sıkıntısını
çekmeyen öğrenci başarı belgesini eline alamıyor.
Ama ekser insanlar, "hayatta yüzüm bir kez bile gülmedi, bundan sonra da güleceğini
sanmıyorum" diyerek ümidini yitiriyor. Olayları gözünde büyütüp, hayatla olan
bağlarını koparıyor. Eşinin her hareketini ters görüyor.
Oysa "ben bu evlilikte mutlu olacağım, kötü giden şeyleri azim ve irademle düzelteceğim"
diyenler mutluluğu yakalıyor. Nitekim, tarih ümit ve azimle çalışanların başarı
öyküleriyle doludur. Meselâ dünyanın en ünlü hatibi Cicero kekeme olduğu, Einstein
9 yaşına kadar konuşamadığı ve ailesinin onu özürlü sandığı, başarısız olduğu
için okuldan atıldığı, Beethoven'in ise 9. Senfoni'yi sağırlık döneminde bestelediği,
Edison'un iki bininci deneyinde bile vazgeçmeyip, durmadan çalışmak yüzünden gözleri
yanıp dayanılmaz sancılar çekerek sonunda başardığı söylenir.
Bu arada dua etmeyi de unutmamak gerekiyor. 30 yıl boyunca duanın gücünü araştıran
Harvardlı bilim adamı Dr. Herbert Benson, bütün dua etme biçimlerinin stresi yatıştırdığını,
bedeni sakinleştirdiğini ve şifalı gevşeme tepkisi uyandırdığını söylüyor. "Eşinizle
oturun ve ellerinizi açın, birbiriniz için sesli dua edin. Dua etmek istediğinizden
emin değil misiniz? O zaman bunun yerine sahip olduğunuz nimetleri saymayı deneyin.
Her gün başınıza gelen üç iyi (büyük ya da küçük) şeyi yazın ve bu iyi şey neden
gerçekleşti, diye sorun. 3 ay sonra ciddi derecede daha mutlu hale geldiğinizi
göreceksiniz."
Gülay Atasoy, Zaman