Klasik mücevher anlayışını modern çizgilerle yeniden tasarlayan Surmak Susmak
usta, “İnsan yaşamı gelip geçici bir misafirliktir. Sanat da bu süreçteki güzelliklerdir”
diyor.
Surmak Susmak usta, 1972 yılından beri tasarlıyor ve üretiyor.Büyük ustaların
yanında çırak olarak kuyumculuğu öğrenen Surmak ustanın kendisi de birçok başarılı
çırak yetiştirmiş.Mücevher konusunda sınır tanımıyor; klasik, modern ve daha birçok
dalda kendine özgü tasarımlara imza atıyor, geliştirdiği yeni tasarımlarla da
sürekli vitrinini yeniliyor.Kişiye özel tasarımlar da yapan Surmak usta, “Benim
için pahalı mücevher yok, güzel mücevher vardır” diyor.Surmak ustanın Orient Bazaar’daki
Surmak Susmak Collection mağazasını ziyaret ettik ve merak ettiklerimizi sorduk.
Tasarım çizgilerinizde hangi akımların etkisi var?
Genel olarak insanları mutlu eden ve çağı yakalayan tasarımları tercih ediyorum.Çünkü
kişiye özel çalışırım.Müşterinin isteği doğrultusunda modern, klasik veya başka
şekilleri anında çizip, kendi isteğim doğrultusunda en iyisini yapmak için çaba
harcıyorum.Dürüstlük ve sanat birleştiği zaman bir kişilik oluşturuyor.
En çok hangi malzemeleri kullanmayı tercih ediyorsunuz?
18 ayar yeşil kum cımar tekniğiyle ilgili çalışmalar, eskitlemeli çalışmalar,
modern çalışmalar, çift kat gümüş ve altın çalışmalar yapıyorum.
Hangi taşları kullanmayı seviyorsunuz?
Daha çok pastel renkli taşları kullanmayı seviyorum.Granat, zümrüt, safir,
yakut, lapis, yarı değerli ve değerli taşların hepsinin kendisine has bir güzelliği
var.Doğadan çıkan her şey benim için güzeldir.Aklınıza ne geliyorsa, bütün taşlar…
Esin kaynaklarınız nelerdir?
Beni güzel huylu insanlar, takıyı yakıştıracak olan insanlar etkiler.Yakışacak
insana en güzel takıyı, onun beğendiği ve ona yakışacak şekilde yapmayı isterim.Beni
etkileyen tabiattaki ve dünyadaki güzel varlıkların hepsi diyebilirim.
Ürünlerinizi neye göre ayırırsınız?
Benim için pahalı bir mücevher yok, güzel mücevher vardır.Müşteri tarafından
beğenilen benim için de en değerlisidir.İster basit olsun, ister çok taşlı olsun.Çok
taşlı olur, beğenilmez, bu benim için geçerli değildir.Bir de fonksiyonunun çok
olması lazım.Çok yönlü olan bir takının çeşitli şekillerde kullanılmasını isterim.Mesela
bir kolyeyi, bazı parçaları sökerek broş olarak kullanmak, ortasındaki parçayı
gerektiğinde yüzük olarak kullanmak, alternatifler yaratmak çok beğendiğim bir
çalışma tekniğidir.Benim için tasarımın özelliği farklılık yaratmaktır.
Tasarımlarınız zaman içinde bir değişim gösteriyor mu?
Tabii ki…Hayata bakışta, tezgahtan kalkıp biraz etrafı görmek gerektiğini anladım.Dünyaya
Türkiye’yi anlatmayı, bu güzellikleri dünyayla paylaşmayı isterdim.Geç mi kaldım
diyeceğim ama geç kalmış da sayılmayız.Bu görüş hep vardı ama kendi adıma konuşmak
gerekirse uygulayamıyoruz.Mesela, çok büyük markalar Türkiye’ye gelip çeşitli
yerler kurdukları zaman buradaki esnafın ve sanatkarın durumunu düşünün.Büyük
firmalara, güçlü rakiplere karşı güçsüz kalıyorsunuz.Yaptığınız parçayı düşünürken
bir yandan da geçimi, atölyedeki diğer insanları düşünmek zorundasınız.Bunlar
sizin kafanızda soru işareti olduğu zaman üretim gücünüz azalıyor ve verimli olamıyorsunuz.Sıkıntı
içerisinde olan bir insanın üretim yapması çok yorucu bir iş.Yine de ayakta durduğumuz
için şükrediyoruz.
Mücevher dünyasındaki trendleri takip ediyor musunuz?
Evet dergilerden takip ederim.Giyim modasını da takip ederek, hangi giysiye
nasıl bir mücevher yapılabilir diye düşünürüm.Çünkü mücevher insanların giyim
ve görünüşüyle ilgilidir.
Mücevher dışında başka tür tasarımlarınız da var mı?
Küçük heykeller yapmayı, küçük yaştan beri resim çizmeyi çok severim.Kolay kolay
boş zamanım olmaz.Boş zamanlarımda da taslaklar yapar, o taslakları çalışarak,
çeşitli parçaları birleştirerek kendi tasarımlarımı yaparım.Dükkanımın dekorasyonu
da bana ait.Bunları hobi olarak yapıyorum, bu hobiler de beni dinlendiriyor.
Yani bir işi yaparken sıkıldığımda onu bırakıp başka bir işte uğraşırım.O da
güzel sanatların başka bir dalı olur.Bu da bana çok güzel bir mutluluk verir.
Ödüllerinizden bahseder misiniz?
1995 yılında, bir anne ve kız gelerek benden yüzük istediler.Kızın ismi Meltem’di.
“Yüzüğe senin ismini koyacağım” dedim.Yüzüğe Saray Meltemi ismini koydum ve Meltem’den
rica ettim, “Sana yaptığım bu yüzüğü Dünya Altın Konseyi Yarışması’na sokabilir
miyim?” dedim. “Çok mutlu olurum Surmak Abi” dedi.Yüzük 1995 yılı Dünya Altın
Konseyi Başarı Ödülü’nü kazandı.Ondan sonraki yıllarda da bazı parçalarla girdim.Onlardan
da derecelerim vardır.Onlar da bana ayrı bir mutluluk veriyor.
Tasarım işine nasıl başladınız?
Ben okusaydım ya iç mimar ya da mühendis olurdum ama muhakkak güzel sanatlarla
ilgili bir meslek seçerdim.Çünkü elim yatkındı.Talebelik yıllarında resme olan
ilgim beni güzel sanatlara itti.Ailem tarafından da, ilkokulda bir usta yanına
verildim.Ustamız bize sadece bir iş verirdi.Biz de ustamız onu beğensin diye elimizden
gelen her şeyi yapardık.Usta, usta değil artık bizim için bir aile reisi gibiydi,
bir yol göstericiydi.Bize imkanlar sağladı, biz de o imkanlara kendi kişiliğimizi
katarak ustamızın disipliniyle çalıştık.Antranik usta derlerdi, rahmetli oldu;
çok iyi bir sanatkardı.Kaynak yapmayı ilk ondan öğrendim.Onun öğretmiş olduğu
bazı şeylerle cesaret geldi ve başka bir ustanın yanına gittim.Levon ustanın sayesinde
de imkanlar tanındı.Daha çok kendimi yetiştirdim diyebilirim ama onun vermiş olduğu
imkan ve güven çok başkaydı.Şimdi o şekilde ustalar yok…
Usta deyince aklınıza ne geliyor?
Usta denilen kişi tecrübeli bir insan anlamına gelir benim için.Bilgisi, dürüstlüğü,
düzgünlüğü ve temizliğiyle örnek davranışlarıyla, hayat tarzıyla yol gösterir.Usta
size bu imkanı verir, bunu sunar ama siz bunu daha ileriye götürecek olan kişisiniz.Sizin
hevesiniz, merakınız yoksa usta istediği kadar iyi olsun fark etmez.Onu canlandırıp
daha güzel şeyler üretmek, farklılaştırmak sizin yapınız, becerinizle ilgilidir.Her
şey ustayla bitmiyor.
Ustanızdan öğrendiğiniz en değerli şey neydi?
Güven.Ustam bana çok güvenirdi.Daha 16 yaşımdayken bana kasa anahtarını bırakırdı.Yalnız
ustam değil, yandaki komşu dükkanlar bile anahtarlarını bize bırakırdı.O zamanlar
her şey güvene dayalıydı.Bizim sektör güven ve itimada dayalıdır.Zaten cambazlık
yaparak bu işi hayatta yapamazsınız, müşteriyle diyalogunuz söz konusu olamaz.Müşterinin
size emanet ettiği mala hıyanet ettiğiniz zaman, zaten kendi kişiliğiniz sönük
demektir.Biz o yüzden güvene dayalı çalışırız, bu bizim en büyük sermayemizdir.Bu
güven sarsıldığı zaman geriye kalan her şey bitmiş demektir.Ayar o güvenin içerisindedir;kişilik,
disiplin, düzen, verilen sözler, hepsi buna dahildir.Sözünüzde durduğunuz zaman
kendi adınıza başarıyı yakalıyorsunuz.
Siz de çıraklarınıza güveniyorsunuz o zaman…
Çıraklarıma hiçbir zaman “Şöyle yapın, böyle yapın” demedim.Zaten sizin yaptıklarınızdan
onlar örnek alacak, görünen köyün kılavuz istememesi gibi…Çocuklar her zaman örnek
alırlar; iyi yönleri de, kötü yönlerini de…
Sizin usta olarak yetiştirdiğiniz tasarımcılar var mı?
Var.Aşağı yukarı 7-8 elemanım var ki hepsi de birbirinden değerlidir.Sebu Susmak,
Vahan Turaç, Herman, Fabien, Arto, Sevan, Arda ve daha birçok isim var.Bu dediğim
çocukların hepsi birbirinden güzeldir.