Tasarımcı-heykeltıraş Nevin Esenrodoplu, masalların gerçeküstü dünyasının ve
insanların içinde gizlenmiş masal kahramanı olma tutkusunu takılara yansıtıyor
ve ruhu olan mücevherler yaratıyor.
Roberto Bravo’nun takı tasarım sorumlusu Nevin Esenrodoplu, 1998 yılında Marmara
Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü ikinci sınıf öğrencesiyken
firmaya stajer olarak girmişti.Mücevher tasarımıyla ilk kez orada tanıştı.Bir
yandan mücevher tasarlıyordu ama gönlünde yatan asıl aslan heykeltıraşlıktı.Öyle
ki, 2000 yılında Milliyet gazetesinin Alanya’da açık alanda heykel yapan öğrencilere
ilişkin bir haberinde mezun olduktan sonra yalnızca heykel yapmak istediğini söylüyordu.O
sırada Teodora heykeli yapıyordu ve dördüncü sınıftaydı.Heykel bölümünü o yıl
birincilikle bitirdi.Ama aynı yıl takı tasarımcısı olarak Gold Trends Türkiye
Altın Final ödülünü kazanmış ve tasarımları İtalya’daki Gold Virtuosi Yarışması’nda
sergilenmişti.Heykel yapmayı da sürdürdü, 2002, 2003, 2005 yıllarında; Kaş Sanat
Galerisi, Barış Manço Kültür Merkezi ve Sanat Akmerkez’de karma heykel sergilerine
katıldı ama o artık bir mücevher tasarımcısıydı.Hayatındaki bu değişim ve gelişimi
bugün, “Mücevher benim tasarlamadığım bir biçimde hayatıma girdi.Heykelin bir
uzantısı olarak sızdı ve şu anda bütün hayatımı kapladı” diye anlatıyor.
Heykel mücevhere nasıl dönüşür?
Nevin Esenrodoplu heykelin, özellikle de sanatçıların mücevherle köklü ve tarihsel
bir bağı olduğunu düşünüyor.Rönesans döneminde seçkin sanatçılara mücevher ısmarlanmaya
başlamasıyla takı geleneksel formunun dışına çıkıp kendisine farklı bir rota çizmiş.
kendisine farklı bir rota çizmiş.Takı genelden özele doğru bir değişim geçiriyor
ve sanatçı takıyı geleneksel üslubun dışına çıkarıyor.Sanatçı takıyla ilişkisini
kendi yaşamından örnekleyerek anlatıyor: “Sanat takıya bir anlamda ruh takıyor.Tasarımlarımda
ruh önce geliyor.Söylemek istediğim bir sözüm vardır.Sonra bu söz biçime dönüşür.Biçimlerimi
oluştururken yine heykelin form anlayışını kullanırım.
Mücevher tasarımla sanat arasındaki ince çizgide konumladığını düşünüyorum.Ruhani
tarafını sanattan, ergonomisini ise tasarımdan alır”… Ve tam bu noktada, “Mücevher
tasarımı bir sanat mıdır, zanaat mıdır” sorusu akla takılıyor.Tasarımcı, sanat-zanaat
ayrımını, ürünün kişi üzerinde yarattığı etkiden yola çıkarak açıklıyor:
”Mücevherin tek bir biçimi yoktur.Bu tamamen bir mücevhere bakarken size yaydığı
enerjiyle ilgilidir.Üründe sadece malzeme ve işçilik görünüyorsa o zanaattır.Hem
malzeme hem de fikir görünüyorsa o ürüne baktığımızda bizimle konuşuyorsa, iletişime
geçiyorsa, ürün yapıldığı malzemesini unutturuyorsa yani ruh dediğimiz şey maddenin
üstüne çıkmışsa, mücevher artık sanat olmuştur”…
Altın değerinde masallar
Nevin Esenrodoplu mücevher tasarlarken masallar, mitler ve kutsal olaylardan
çok etkileniyor.Masallardaki gerçeküstü atmosfer onun en önemli esin kaynaklarından
biri.Bu etkiyi Roberto Bravo için hazırladığı Feya koleksiyonunda da alabildiğine
yansıtmış: “Feya koleksiyonu insanın bilinçaltındaki çocukluk dönemini ele alıyor.Bir
anlamda çocukluktaki mutlu saf günlere göndermede bulunuyor.Çocukken, dinlediğiniz
masallardaki kahramanlar gibi olmak isteriz.Sonsuz yaşam, dileklerin gerçekleştiği
olaylar, alternatif, var olmayan mekanlar; kısacası hayal gücünün sınırlarındaki
bir yaşam biçimi.Günümüzde bazen insanlar böyle sihirli değneklere ihtiyaç duyuyor.Ben
de bu masalların toplamından kendi takı masallarımı yazıyorum”…Ama masalların,
mitlerin körüklediği hayal gücünü kontrol altında tutmayı da elden bırakmıyor:
“Genelde hayallerimi aşamalı tutmaya çalışırım.Hayallerim adım adım gerçekleştirilerek
uygulanması gerektiğine inanıyorum.Her somutlaşan hayalin evrimsel bir güç yarattığını
düşünüyorum.Bugünlerde her milimetresini kendimin tasarladığı bir masal evi düşünüyorum.Bence
herkes kendi masalında yaşamalı”.Sanatçı, masal takılarında özellikle altın, sıcak
mine ve ajur tekniklerini kullanıyor.Ancak, her şey masaldan ibaret değil tabii.Ekolojik
bozulma başta olmak üzere, sosyolojik ve siyasal olaylar da etkiliyor tasarımcıyı.Bazen
fikirleri, özlemleri bazen de kaygıları yansıyor takılarına: “Tasarımlarımda bilinçaltı
bellek kavramlarını irdeliyorum.Bilinçaltı benim rotam diyebilirim.
Bazen kişisel bilinçaltında çocukluk dönemini kullanıyorum, bazen toplumsal bilinçaltına
göndermelerde bulunmayı seviyorum.”
Anlayanlar taksın!
Nevin Esenrodoplu kişiye özel takı tasarlamaktan hoşlanmıyor.Mesajını alan, değerini
algıyanların takmasını istiyor: “Mücevher benim için kitap gibidir, mesaj yüklüdür,
şifreleri vardır.Özel insanlara, bu dünyayı farklı algılayanlara yöneliktir.Çözen,
anlayan, iletişime geçen insanların takmasından hoşlanırım.Biri için tasarım yapılmasından
yana değilim.Tasarım tasarımcısını ifade etmeli.Bu ifade anlayışı alıcıyı bir
yerden yakalıyorsa o kişi o ürüne sahip olur.”
Kimi tasarımcıların aksine o yarattığı takıları kıskanmıyor: “Mücevher bana göre
bir dağıtıcı işlevi görüyor.Bu nedenle ne kadar çok satılırsa kendine yüklenen
anlamı aktarırsa o ölçüde amacına ulaşmış olur”.Ancak sıra kendisinin hangi tür
takıları takmaktan hoşlandığına gelince aniden ketum bir havaya bürünüyor: “Takı
önemli bir iletişim aracıdır.Bedenin logosu gibidir.Sosyal konumunuzu, politik
düşüncenizi,inançlarınızı her şeyi ele verir.Ben bu kadar paylaşımcı değilim”…
Esenrodoplu, tasarımcılığın yanı sıra, Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi
ve Değirmendere Meslek Yüksek Okulu Takı Teknolojisi Bölümü öğrencilerine takı
tasarımı ve uygulama teknikleri dersi veriyor.